Bize Affan b. Müslim haber verdi; dedi ki: Bize Hammad b. Seleme haber verdi; dedi ki: Bize Katade ve Humeyd haber verdiler. Onlar el- Hasandan, o Hıttan b. Abdullah er-Rekaşiden, o da Ubade b. es- Samitten rivayet etti; dedi ki: Resulallaha vahiy nazil olduğu zaman büyük bir ağırlık hisseder ve yüzü soğuk olurdu. Bize Ubeydullah b. Musa el-Absi haber verdi; dedi ki: Bize İsrail haber verdi. O Cabirden, o da İkrimeden rivayet etti; dedi ki: Resulallaha vahiy geldiği zaman bir saat kadar başı dönen insanlar gibi ağırlaşırdı. Bize Muhammed b. Ömer el-Eslemi haber verdi; dedi ki: Bize Ebu Bekir b. Abdullah b. Ebu Sebre haber verdi. O Salih b. Muhammedten, o Ebu Seleme b. Abdurrahmandan, o da Ebu Erva ed-Devsiden rivayet etti; dedi ki: Resulallah devesinin üzerinde iken ona vahyin nazil olduğunu gördüm. Deve bağırıyor, ön ayaklarını sağa sola atıyordu. Hatta ayaklarının kırıldığını zannediyordum. Vahyin ağırlığından kurtuluncaya kadar çoğu zaman çöküyor, bazen da ayakları üzerinde durmaya çalışıyordu. Gözünden, gözyaşları gibi damlalar iniyordu. Bize Huceyn b. el-Müsenna haber verdi; dedi ki: Bize Abdülaziz b. Abdullah b. Ebu Seleme haber verdi. O da amcasından rivayet etti; dedi ki: Bana, Resulallahın şöyle dediği ulaştı: “Vahiy bana iki şekilde gelirdi. Birisinde Cebrail vahyi bana getirir, bir adam bir adamın üzerine bir şeyi atar gibi üzerime atardı. Bu benim için ani olurdu. Diğerinde ise, kalbime ininceye kadar bana çıngırak sesi gibi gelirdi. Bu benim için ani olmazdı.” Bize Man b. İsa haber verdi; dedi ki: Bize Malik b. Enes haber verdi. O Hişam b. Urveden, o babasından, o da Ayşeden (r) nakletti; dedi ki: Haris b. Hişam Resulallaha , “Ya Resulallah! Vahiy sana nasıl gelir?” dedi. Resulallah , “Bazen bana çıngırak sesi gibi gelir. Bana gelen vahyin en şiddetlisi de budur. Benden ayrıldığında Meleğin söylediklerini kavramış oluyorum. Bazen de Melek bana görünür, benimle konuşur, söylediklerini kavrarım.” dedi. [Ayşe dedi ki:] “Çok soğuk günlerde ona vahyin indiğini görürdüm. Ondan ayrıldığında alnından şıpır şıpır ter damlıyordu.” Bize Abide b. Humeyd et-Teymi haber verdi; dedi ki: Bana Musa b. Ebu Ayşe anlattı. O Said b. Cübeyrden, o da İbn Abbastan rivayet etti; dedi ki: Resulallaha vahiy indiği zaman bundan sıkıntı duyardı. Dedi ki: Resulallah vahyi alırken unutmasın diye dudaklarını hareket ettirirdi. Bunun üzerine Allah, “Vahyi çabucak almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.” dedi. Yani, onu senin göğsünde toplamak bize aittir. Ayette geçen “Kuranehu” ifadesinden maksat onu okutmaktır. Sonra Allah, “Sen onun okunuşunu takip et.” dedi. Yani, vahiy inerken sen sus. “Şüphen olmasın ki, onu açıklamak bize aittir.” Yani, onu senin lisanınla açıklamak bize aittir. [Dedi ki:] Bu ayetin nüzulünden sonra Peygamber rahatladı. Bize Affan b. Müslim haber verdi; dedi ki: Bize Ebu Avane haber verdi; dedi ki: Bize Musa b. Ebu Ayşe haber verdi. O Said b. Cübeyrden, o da İbn Abbastan rivayet etti: “Vahyi çabucak almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.” ayeti hakkında şöyle dedi: Resulallah vahyin nüzulü esnasında dilini kımıldatmaktan sıkılıyordu. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi. Yani, onu göğsünde toplamak, sonra da onu sana okutmak bize aittir. “Sen onun okunuşunu takip et.” ayetinden maksat şudur: Yani, “Sen sus ve onu dinle”. “Şüphen olmasın ki, onu açıklamak bize aittir.” ayetinin manası ise şöyledir: “Onu okuman da bize aittir.” Dedi ki: Resulallah bu ayetin nüzulünden sonra, Cebrail kendisine geldiğinde onu dinlerdi. Cebrail gidince de, kendisine okutulduğu gibi okumaya başlıyordu.